Duyuru

Kapat
Henüz duyuru yok.

İngilizce Şiirler - Türkçe Tercümeli

Kapat
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • İngilizce Şiirler - Türkçe Tercümeli

    FABLE OF OLD WOMAN

    There was an old woman
    In the night, day she was crying
    Continually shedding her tears
    Splashing like a spring.

    Home you designate is only a room
    How can we live in there?
    Always have soap in the mourning and evening
    Troubles are waiting for their turn.

    One day a man arrived at there
    Gave greeting with the woman
    “I purchased this place
    Make it emptied” he said.

    “Woe to my aggrieved head
    My tears never stopped shedding
    Where can l go to
    Have no stone already erected, too.”

    “You are existing today, tomorrow you are absent
    Have a habitation for yourself;
    You assemble your bed
    on the land over there…”

    “Heavens! Is it acceptable, my son,
    To hit a kick to who fallen down?
    Don’t make, don’t act,
    Is it possible to stay in the street?”

    Day turned, tomorrow arrived
    She moved from her room
    Her friend in the night
    Was moon and star…


    YAŞLI KADIN MASALI

    Bir yaşlı kadın vardı
    Gece, gündüz ağlardı
    Gözyaşları durmadan
    Çağlayan bir pınardı.

    Ev dediğin tek oda
    Yaşanır mı burada?
    Sabah, akşam hep çorba
    Dertler bekler sırada.

    Bir gün bir adam geldi
    Kadına selam verdi
    “Satın aldım burayı
    Boşalt odayı “dedi.

    “Vay benim dertli başım
    Hiç dinmedi gözyaşım
    Nerelere giderim
    Yok bir dikili taşım.“ .

    “Bugün var, yarın yoksun
    Kalacak yerin olsun;
    Karşıdaki arsaya
    Yatağını kurarsın. ”

    “Aman oğlum olur mu?
    Düşene vurulur mu?
    Etmeyin, eylemeyin
    Sokakta yatılır mı? “

    Gün döndü, yarın oldu
    Odasından taşındı
    Geceleri arkadaş
    Ay ile yıldız oldu.

    SON




    ELEPHANT BOY

    An African Negro Boy
    Had been a magician’s apprentice
    Had changed himself into an elephant
    Instead of changing an elephant into human

    While he had been walking,
    In the fields and mountains
    A huge thorn had pricked his foot
    The elephant had felt too much pain

    He had asked the lion, the tiger, the eagle
    The fox, the wolf, the owl
    The rabbit for help
    Whoever had seen the elephant had run away.

    Mourning and crying
    The elephant had returned to his village
    His mother, father, uncle
    Had escaped from the elephant with childish voice.

    But brave Toro
    Moro’s friend
    Hadn’t known what fear had been
    Had pulled the thorn out.

    Moro had been an elephant forever
    Hadn’t left Toro
    Their story had become
    Legendary in the world.



    FİL ÇOCUK

    Afrikalı bir zenci çocuk
    Büyücü çırağıymış
    Fili insan yapayım darken
    Kendini fil yapmış

    Dağlarda, bayırlarda
    Gezerken ayağına
    Kocaman bir diken batmış
    Filin canı çok acımış

    Aslandan, kaplandan, kartaldan
    Tilkiden, kurttan, baykuştan
    Tavşandan yardım istemiş
    Fili gören korkup kaçmış

    Fil ağlana, sızlana
    Köyüne geri dönmüş
    Anası, babası, amcası
    Çocuk sesli filden kaçmış

    Fakat cesur Toro
    Moro’nun arkadaşı
    Korku nedir bilmezmiş
    Dikeni çekip çıkarmış

    Moro hep fil kalmış
    Toro’dan ayrılmamış
    Onların öyküleri
    Dünyada destanlaşmış.

    SON




    THE KANGAROO WITHOUT ITS CHILD

    A kangaroo hadn’t been able to have a baby
    It had adopted a rabbit and had put it into its bag
    The kangaroo had been happy and so had the rabbit
    But the others had been angry so,

    They had made a plan to get rid of the rabbit
    They had kidnapped the rabbit while sleeping
    The kangaroo had seen her empty bag when she had woken up
    She had been shocked and sorry

    And had made an arrangement with the poisonous snake
    In the bag had been the snake and the kangaroo among the others
    Being afraid of the snake the others had given the rabbit back
    And they had said that that was a plan in a plan.


    YAVRUSU OLMAYAN KANGURU

    Kangurunun birinin yavrusu olmazmış
    Bir tavşanı evlat edinip torbasına koymuş
    Kanguru memnun, tavşan mutlu
    Ama diğer kangurular kızgınmışlar.

    Tavşandan kurtulmak için, bir plan yapmışlar
    Onlar uykudayken tavşanı kaçırmışlar
    Kanguru uyanınca bakmış torbası boş
    Şaşırmış kalmış buna olmuş içi bir hoş.

    Kanguru zehirli yılanla anlaşma yapmış
    Torbada yılan, kanguru kangurular arasında
    Yılandan korkan kangurular tavşanı geri vermişler
    Plan plan içinde böyle olur demişler.

    SON


    Serdar Yıldırım

  • #2
    Cevap: İngilizce Şiirler - Türkçe Tercümeli

    LİTTLE CHİLD
    KÜÇÜK ÇOCUK

    With pearls in his eyes and pain in his heart
    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı

    The little child is crying being lost in darkness
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk

    You mightn’t have a house or parents
    Belki evin yokmuş senin, anan-baban yokmuş senin

    You mightn’t have anybody, you might have been scorned
    Kimselerin yokmuş senin, belki seni hor görmüşler

    Whatever happens and happens
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun

    The time and the days will pass
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek

    One day might come and you might be consoled little child.
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.

    X X X

    With pearls in his eyes and pain in his heart
    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı

    The little child is crying being lost in darkness
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk

    You’d had various troubles making you get lost
    Türlü türlü derdin varmış, dertler seni senden çalmış

    Strangers had taken the little money you deserve
    Hakkın olan üç kuruşu o yabancı eller almış

    Whatever happens and happens
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun

    The time and the days will pass
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek

    One day might come and you might be consoled little child.
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.





    A STREET MAN
    BİR SOKAK ADAMI

    Many years ago an afternoon
    Bundan yıllar önce bir akşamüstü

    Tired of the arc on the way home
    Yorgun, argın eve dönerken

    I see him as she passed
    Yanından geçerken gördüm onu

    Drawn in a dark corner
    Çekilmiş bir köşeye karanlıklarda

    Bread in his hand, was eating bread
    Elinde ekmeği, ekmek yiyordu

    By bread additives to tears
    Gözyaşlarını ekmeğine katık ederek

    Sobbing, crying
    Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu

    I saw a poor, poor me too
    Bir fakir gördüm, benden de fakir

    I saw a poor, poor me too.
    Bir yoksul gördüm, benden de yoksul.

    XXX

    In a world where man's man crush
    İnsanın insanı ezdiği bir dünyada

    It was not easy for him to live
    Yaşamak onun için kolay değildi

    There was no house, no money had
    Ne evi vardı, ne parası vardı

    What were safe, what car
    Ne kasası vardı, ne arabası

    The streets of his home, loneliness, his friendly
    Sokaklar onun evi, yalnızlık onun dostu

    Years ago, it was an abandoned street children
    Yıllar önce terkedilmiş bir sokak çocuğuydu

    What has changed in the years after the man was a street.
    Yıllar sonra ne değişti bir sokak adamı oldu.





    THE OLD MAN’S TEARS
    YAŞLI ADAMIN GÖZYAŞLARI

    Once upon a time I had watched a play somewhere
    Yıllar önce bir yerlerde bir oyun seyretmiştim

    There was a curled old man in that play
    Bu oyunda iki büklüm yaşlı bir adam vardı

    Wearing ragged clothes
    Yırtık pırtık elbise vardı üstünde

    Having meaningless glance in his eyes
    Anlamsız bakışlar vardı gözünde

    Being too old, having no energy left, and being deserted,
    Yaşı geçmiş, işi bitmiş, terkedilmiş

    Left alone, having lived nothing
    Yalnız kalmış, yaşamamış ihtiyarın

    X X X

    His tears had neither stopped nor finished
    Yaşlı adamın gözyaşları durup dinmek bilmezdi

    He had so much trouble that hadn’t ever finished
    Dertler ne kadar fazla bitip tükenmek bilmezdi

    Breathing was his profit, living was his only ambition
    Nefes almak kazancıydı, yaşamak tek amacıydı

    Having played the greatest tragedy in the world
    Perdesi olmayan bu hayat sahnesinde

    On the life stage without curtains
    Dünyanın en acıklı oyununu oynadı

    He had passed on, do you have a clue?
    Göçtü gitti aramızdan, haberin var mı?

    END




    WHY FALLING IN LOVE WİTHOUT BEING LOVED?
    AŞIK OLUP SEVİLMEMEK NEDENDİR?

    If eyes see, heart likes and falls in love
    Göz görse, gönül sever, aşık olur

    The passion to meet lights fire
    Kavuşmak tutkusu bir ateş yakar

    Reality and dream get mixed into each other
    Hayal, gerçek birbirine karışır

    One moment comes and arched eyebrows are frowned.
    Bir an gelir hilal kaşlar çatılır.

    X X X

    He had loved a lot of beautiful ones without being loved
    Çok güzeller sevmiş, seveni olmaz

    He knows that there is no remedy for this trouble
    Bilir ki, bu derde çare bulunmaz

    The lover also bears the trouble
    Seven aşık dert yükünü çeker de

    Why falling in love without being loved?
    Aşık olup sevilmemek nedendir?

    X X X

    Days full of hope and expectation
    Umutlar, ümitlerle dolu günler

    Passed with happiness and grief
    Sevinçler, kederlerle geçti günler

    We had tried hard but too hard
    Çok ama pek çok uğraştık yine de

    But couldn’t answer the riddle called love.
    Aşk denen bilmeceyi çözemedik.


    Serdar Yıldırım

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...
    X